Sürekli Aynı Şarkıyı Dinlemek (Psikoloji) Nedenleri

Neden defalarca aynı müziği dinleriz?

Bir şarkı düşünün ki sözleri sizi anlatsın. Müzikal ritme kendinizi öyle kaptırmış olun ne görürsünüz? Şarkıyla birlikte derin hülyalara daldığınızı fark ettiniz değil mi? İçten gelen bir his, sizi müziğin tutkulu evreninde ta ötelere götürüverir de hiç ama hiç farkına varmazsınız. Bazen bakarsınız ki o çok sevdiğiniz şarkıyı defalarca dinlersiniz de artık sıkılma nedir bilmezsiniz. Çünkü şarkı ile özdeşleştiniz, onu yaşıyorsunuz tıpkı her gün ekmek yediğiniz, su içtiğiniz gibi istem dışı olarak belleğinizde yer edinen o şarkıyı evde, arabada, iş yerinde duymak istersiniz; belki sizin için çok özel bir anısı vardır, belki sizi coşturur. Bununla beraber içinizi acıtır, yüreğinizi parçalar. Hatta belki sizin için hiçbir anlam da ifade etmez sadece ritmi hoşunuza gider fakat yine de vazgeçemezsiniz. İşte şarkıların sırrı burada gizlidir.

Şarkılar da sizin için başlangıçta arkadaş olmak için kapınızı çalar bir ezgiyle, bir sazla, her hangi bir çalgı aleti bazen de müzikal bir alet olmaksızın sadece sözleriyle- sonra da bir bakmışsınız sizin dostunuz oluvermiş. Artık sizin için “Unutma ki dünya fani veren Allah alır canı ben nasıl unuturum seni can bedenden çıkmayınca” diye mırıldandığınızda Barış Manço’dan sevgiliniz, eşiniz canınız ciğeriniz canlanır hemen gözünüzün önünüzde. “Uzanıp tutuver elimi bir gün utanır diyemem ne olur geri dön” diye haykırırsınız Sezen Aksu’dan avazınızın çıktığı kadar bağırırsınız; ayrılığı, onsuzluğu hissedersiniz şayet bir gün yitirirseniz yüreğinizin bir parçasını, aşkınızı, kalbinizdeki o gizemli periyi.

Bilim adamları nice araştırmalar yapmış ama maalesef bir şarkı neden defalarca dinlenir bunun gerekçelerini bulamamışlar. Buna karşın müzik hakkında binlerce açıklama yapılmıştır. Ünlü Alman filozof Friedrich Nietzsche “Müziksiz bir hayat hata olurdu” demiştir. Tolstoy, “Müzik duyguların kısa yoludur”,  Eflatun ise “Müzik, sesin ruhun meziyetlerini eğitmek için hareket etmesidir” diye belirtmiştir. Osmanlı döneminin ünlü Türk şairi Nabi müziği aşağıdaki dörtlükte ne de güzel ifade etmiştir.

’Nağme bir mantık-i ruhanidir
Nağmenin lezzeti vicdanidir.
Hane-i cane verir nur ü sürur
Neşve-i nağme-i tar u tanbur’  (Nabi)

Müzikbilimci Leonard Meyer Emotion and Meaning in Music isimli kitabında Beethoven’s String Quartet in C-sharp minor, Op. 131. eserinden bölümler analiz etmiş ve müzikte bulduğumuz duyguların müziğin kendisinden kaynaklanan ve gözler önüne serilen olaylardan geldiğini savunmuştur. Bu somutlaşan anlam senfoninin çağırdığı desenlerden doğar ve daha sonra onun kendi biçiminde oluşturduğu belirsizlikleri göz ardı eder. Bu manada müziğin anlamı onun ihlaller yapmasına bağlıdır. Zaten fark edersiniz ki bir müziği defalarca dinledikçe bazen çok farklı manalar çıkartabilirsiniz, belki bir şarkı sizin için ilk dinlediğinizde bir anlam ihtiva etmese de bir sonraki dinlemenizle bambaşka bir anlama bürünebilir. Unutulmamalıdır ki bu durum sizin psikolojik ve sosyolojik durumunuza bağlı olarak değişmektedir. Ayrıca beyinde yer alan algı sürecine de dikkat etmekte yarar var. Örneğin belki hiç hoşlanmadığınız “Adını yazmışım daha da yazabilirim. Doldurabilirim yaprak yaprak. Görebileceğim bir yerde dur. Nerede yoksan orası bana kapkara toprak” dörtlüğüyle başlayan Soner Sarıkabadayı’nın Kutsal Toprak şarkısı radyolarda döndükçe ister istemez şuur altında yer alacak ve bir anda olur olmadık yerde aklınıza gelecektir. Belli aralıklarla daha sonra şarkıyı tekrar tekrar dinledikçe sizin için anlamsız da olsa nedensizce mırıldanmalar başlayacaktır hatta belki bir süre sonra şarkının içselleştirilmesi bile gündeme gelebilecektir.

Müzik ruhun gıdasıdır diye atalarımız boşuna söylememiş. Hatta bedenin de gıdasıdır demekte yarar var. Bilirsiniz Edirne’de yer alan Osmanlı İmparatorluğu döneminde 1488 yılında yapılan ve günümüzde de halen müze olarak büyük değeri olan İkinci Beyazıt Külliyesi akıl ve ruh hastalarına yönelik müzikle tedavi yöntemini kullanıyordu. Büyük Türk bilgini İbni Sina da müziğin tıpta oynadığı rol için şunları demiştir. “Tedavinin en iyi ve en etkili yollarından biri hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli ve hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir.”

Sonuç olarak özellikle duygusal ve aşık olarak tanımladığımız kişilerin bir şarkıyı hiç sıkılmadan defalarca dinleyebilir, dinledikçe farklı tatlar alabilir, farklı hissiyatlar elde edebilir. Cem Karaca’dan “Ben bir garip ağacıyım Gülhane Parkı’nda ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” çaldıkça İstanbul bir anda gözünün önünde canlanır ve ya şarkı sözleriyle ilgili ya da şarkının belki sadece ritmiyle ilgili bir perde aralanır ve o perdeden hayallerini seyredebilir. “Nikâh masasına oturdun işte dayanmak çok zormuş böyle sevince sana mutluluklar sözüm kardeşçe at artık imzanı git biran önce” der Cengiz Kurtoğlu gibi ve yüreğine nerdeyse bir hançer saplanır her dinleyişinde ama o şarkıyı tekrar ve tekrar dinlemekten de vazgeçmez. İşte böyle farklı boyutlarda benzersiz lezzetler içerir şarkılarımız. Yürekten dökülen nağmelerdir onlar, söyleyin müzik olmadan, şarkılarımız olmadan çekilir mi bu hayat?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.